Gazeteci Alican Uludağ, 90 gün süren tutukluluğunun ardından yargılandığı dava sürecinde dikkat çeken ifadeler kullandı. Silivri Cezaevi’nde bulunan Uludağ, Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşen duruşmaya SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla katıldı.
Uludağ hakkında, Cumhurbaşkanına hakaret, halkı yanıltıcı bilgi yayma ve yargı organlarını küçümseme suçlamalarıyla 19 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. Duruşmanın detayları ise oldukça ilgi çekici.
Uludağ, savunmasını şu şekilde sürdürdü: “Bugün Türkiye’de dışarıda olmakla içeride olmak arasında bir fark kalmamış durumda. Korku atmosferi, ülkemizin üzerinde bir sis gibi yoğun bir şekilde yer alıyor. İnsanlar fikirlerini ifade etmekten, yazmaktan ve düşünmekten korkar hale geldi. Yargı ve devlet mekanizması, muhalefeti baskı altında tutmak için bir silah olarak kullanılıyor. Demokrasi ve anayasal düzenimiz büyük bir tehdit altındadır. Ya özgür bir toplum olacağız ya da ABD Ankara Büyükelçisi’nin belirttiği gibi monarşi ile yönetileceğiz. Eğer gazeteciler susarsa, toplum da susar. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu demokratik ve laik Türk Cumhuriyeti’ne selam olsun! Yaşasın gazetecilik!”
Alican Uludağ, duruşmaya başlarken ilk ifadeleriyle dikkat çekti: “Tam 90 gündür Ankara’dan uzak, ailemden ve gazetecilikten kopuk bir şekilde Silivri’de hapsedilmiş durumdayım. Nasıl ki Çağlayan’da herkesin gözünden saklanarak tutuklandıysam, şimdi de herkesten uzakta yargılanıyorum. Ancak dosyamı basın savcısı değil, terör savcısı hazırladı. Ben bir terörist miyim?” dedi.
Duruşma saat 14.40’ta başladı ve Uludağ’a destek olmak için yakınları ve gazetecilik örgütleri Ankara Adliyesi’nde toplandı. İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi, Uludağ’ın dosyasını hazırlayan iddianameyi 1 Nisan’da kabul etmiş ancak yetkisiz olduğu gerekçesiyle dosyanın Ankara’ya gönderilmesine karar vermişti. Nisan ayında Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’ne ulaşan dosya için Uludağ’ın avukatları, gazetecinin serbest bırakılması için mahkemeye başvurmuş, ancak talepleri reddedilerek tutukluluk halinin devamına karar verilmişti.
Bu dava süreci, Türkiye’deki gazetecilik pratiğinin ne denli zor bir duruma geldiğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
