22 Mayıs 2026 tarihinde, Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, gazeteci Alican Uludağ’ın tahliyesine karar verildi. Uludağ, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret”, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla yargılanıyordu.
Davanın ilk duruşması, Uludağ’ın yaklaşık üç ay süren tutukluluğunun ardından gerçekleşti. Duruşmada Uludağ, yaptığı savunmada kendini yargı muhabiri olarak tanımlayarak, “Görevim yargıdaki gelişmeleri izlemek ve bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmaktır. Gazetecinin asli görevi, halk adına yöneticileri denetlemektir. Bu paylaşımların amacı halkı bilgilendirmek ve uyarmaktır. Ben suç işlemedim; sadece gazetecilik yaptım. Hakkımdaki suçlamalardan beraatimi talep ediyorum. Türkiye büyük bir dönüm noktasında. Ya susacağız ya da insan hakları ve özgürlükler için mücadele edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Uludağ’ın yargı süreci devam ederken, tahliye kararı, basında ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Gazetecinin durumu, ülkede ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü konularında süregelen tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
